www.cankaya.nerededir.com
 
ne@nerededir.com
 

> Ankara Otelleri Nerededir ?

> Anıtkabir Nerededir ?

> İndirimli Uçak Bileti Nerededir ?

> Ucuz Uçak Bileti Nerededir ?

Çankaya, yüz çiçekli bahçe; Ankara'nın en güzel çiçeği, o çok yönlü yaşamıyla, yediveren gülüdür. Çankaya, bir yerleşim olarak, bir parçası olduğu başkent Ankara'nın siyasal, kamusal ve sosyoekonomik, kültürel kuruluşlarının en önemlilerini içinde bulunduran ilçesidir.

Cumhuriyet döneminden hemen önceki haliyle Çankaya, bağlık bahçelik bir kırsal alan görünümündeydi. Bu bağlardan birinin içindeki köşke Mustafa Kemal Paşanın yerleşmesi, Çankaya'nın önemini birdenbire artırdı. Bu köşk bugün bir müze olarak korunuyor. Bugünkü Çankaya köşkü ise, Alman Mimar Clemens Holzmeister tarafından projelendirilerek daha sonra yapıldı.

Kale çevresinde oluşmuş eski kente tepeden bakan, güney yöndeki bu bağlık bahçelik alan zaman içinde gelişerek 1936 yılında ilçe durumuna geldi. Ve Çankaya bu konumu ve hızlı gelişimi ile, "başkent içinde başkent" niteliği kazandı. Bugünkü Çankaya, ülkenin en önemli kamusal karar organlarını, üniversitelerini, çeşitli ülkelerin büyükelçiliklerini, iş alanlarını, ticaret merkezlerini, bankaları, büyük otelleri, kültür ve sanat kuruluşlarını, restoranları, eğlence ve dinlence yerlerini barındıran bir yerleşim alanı. Yeni Türk devletinin kuruluşundaki güç günleri yakından yaşamış olan bu ilçe, sağlığında Atatürk'ün konutuna, ölümünde Anıtkabirine mekan oldu.

1940'lı yıllarda hızlanan kentleşme olayının getirdiği göçlerden Çankaya da payını aldı. Başka birçok yerleşim merkezleri gibi bu ilçe de bugün, ülkenin her yanından kopup gelen insanların yaşadığı, semtler, mahalleler oluşturup, kendi gelenek ve kültürlerini sürdürmeye çalıştığı gecekondularla, daha çağdaş bir yaşamın simgesi gibi görünen çok katlı binaların sarmaş dolaş olduğu bir beldedir.

Çankaya, yalnızca ilçe sınırları içinde oturanlarla değerlendirilebilecek bir yerleşim birimi değildir. Ülkenin olduğu gibi, başkentin de her yanından çalışmak, dinlenmek, eğlenmek ve evlenmek için gelenlerin de Çankaya'sıdır bu ilçe. Ülkenin hemen her yöresinden hemşehri dernekleri, iş takibi için Ankara'ya gelen kamu görevlileri, işadamları ve büyük firmaların oluşturmaya özen gösterdikleri Ankara büroları, Çankaya'nın mozaiğini bir kat daha zenginleştirir.

İlçe sınırları içindeki üniversite ve fakülteler on binlerce öğrenciyi barındırır; çok yıldızlı oteller, yerli yabancı konukları, devlet adamlarını, işadamlarını ve turistleri ağırlar.

Çankaya, turistik amaçlarla gelenler için bir çekim alanı olduğu gibi, çevreye yönelik ziyaretlerin de düzenlendiği önemli bir organizasyon merkezidir.

Çankaya'nın seçkin restoranları, gerek Türk mutfağının türlü yemeklerini, gerekse Çin'den Belçika'ya çeşitli dünya ülkelerinin yemeklerini sunan uğrak yerleridir.

Ankara'nın eğlence merkezlerinden pek çoğu yine Çankaya'dadır. Değişik yaşlarda ve beğenilerde insanların aradıklarını bulabilecekleri olanaklar her zaman vardır. Diskolar, barlar, publar, gece kulüpleri kendi ölçüleri içinde bir canlılık yaratırken, çok sayıda sinema salonu da kentin kültür yaşamına katkıda bulunurlar.

Çankaya, değişik sınıflardan ve değişik kültürlerden, genç, yaşlı, kadın, erkek herkesin aradığı bir şeyleri bulabildiği bir ortamdır. Seğmenler Parkı'nda geleneklerden izler arayan insanın yanı sıra, az ilerde Atakule Alışveriş Merkezi içinde, Pizza Hut'da yemek yemeyi, Dreamland'da elektronik oyunların dünyasında kaybolmayı düşleyen bir insan da zevklerine yanıt bulabilir. Sabahları erken kalkmaya meraklı bir genç Botanik Parkı'nın çevresinde koşmayı, akşamları geç yatmayı seven bir diğeri çok sayıda barın, gece kulübünün, diskonun havasını solumayı yeğleyebilir.

> Video Teknolojili Firma Rehberi

> Video Teknolojili Otel Tanıtımı

> Video Teknolojili Dersane

> Video Teknolojili İşletme Tanıtımları

> Video Teknolojili Bireysel Mesaj

ANTİK TARİH

Ankara, 3000 yıl kadar önce kurulmuştu. Galatlar bu kente, "durduran, yol kesen" anlamına gelen Ankyra adını verdiler. Bu deyim daha sonra gemicilikte kullanılarak gemi çapası (Anchor) anlamını aldı. Deyimin, bugün Kale'nin bulunduğu kayalık alanın konumu yüzünden düşünüldüğü anlaşılmaktadır. Bir de Engürü vardır Ankara'nın isimleri arasında. Söylenceye göre bu adın aslı Farsça "üzüm" sözcüğünün karşılığı olan "Engür"dür. Engürü adı da, bir zamanların bağlık bahçelik Ankara'sını çok güzel anlatan adlardandır. Sırası gelmişken belirtelim ki, Ankara ve çevresi üzümün anavatanıdır. En iyi şarapların da Çankaya'nın Kavaklıdere'sinde yapıldığı bilinir. Kim bilir, belki de Anadolulu Baküs Çankaya'da doğmuştur.

Ankara'nın kurucularına ilişkin iddialar bir değil, ikidir. Uzmanlar Ankara'yı ünlü bir baba oğul arasında kime mal edeceklerini şaşırırlar. Bir rivayete göre, Ankara'nın kurucusu Frig Kralı Gordios'tur. Bir rivayete göre de onun oğlu Midas'tır. Hititler döneminde Ankara bir askeri garnizon olarak kullanıldı. Daha sonra bu alanda Frigyalılar egemen oldular ve kenti kuran da onlar oldu.

M.O. 700'den sonra kentin yeni hakimleri olarak Lidyalılar'ı görüyoruz. M.O. 547 tarihinden itibaren de iki yüzyıl kadar kent ve bölge Pers egemenliği altında kaldı.

M.O. 333 yılında Büyük İskender kenti Makedon-Helen egemenliğine soktu. Gordion'un ünlü ve efsanevi kördüğümünü çözemeyince kılıcıyla kesen İskender'in, yörede bir süre kaldığı biliniyor. Ankara Kalesi de bu dönemde Anadolu'ya gelen Galatlar tarafından yapıldı.

M.O. 189 yılında Romalı Komutan Vulso, Galatlar'ı yenerek Ankara'yı Roma egemenliğine aldı. Ankara'yı uzun yıllar egemenlikleri altında tutan Romalılar zamanında kente önemli yatırımlar yapıldı. Bugün Ankara'da, Roma döneminden kalma hamam, tapınak, sur, agora, hipodrom, sütun, tiyatro gibi çok sayıda eser görülür. Örneğin, Ulus'ta, Hükümet Meydanı'ndaki Julianus sütunu bunlardan biridir. Roma İmparatoru Julianus'un M.O. 362'de Ankara'dan geçişi anısına dikilen bu sütun, yivli taşlardan oluşmuş ve yaprak biçiminde bir taçla süslenmiştir. Yeri, bu yüzyılın başında, iki yüz metre kadar kuzeye taşınarak değiştirildi. Halen kalıntıları bulunan Roma Hamamı, döneminin dünyadaki üç büyük hamamından biri olarak nitelendirilir. 1939'da başlanan bir kazı sonunda ortaya çıkan, 12 külhanlı, dev boyutlardaki bu hamamın M.S. 2. yüzyıl sonu ile 3. yüzyıl başında yapıldığı bilinmektedir. Hamamda, yılan tutan kocaman bir elin varlığı, yapının, Sağlık Tanrısı Asklepius adına inşa edildiğini düşündürmektedir. Hamamın ortaya çıkarılması amacıyla yapılan kazılarda Roma İmparatoru Caracalla ve annesi Julia Domna adına çıkarılmış çok miktarda sikkeye rastlanmıştır. Taş temeller üzerine oturan hamamın dış duvarları, dört sıra tuğlanın üs tüste konmasından oluşmaktadır. İç duvarlar ise mermerle kaplıdır. Kente 60 km. uzaktaki Elmadağ'dan taş borularla getirilen su, bu hamamla birlikte bütün mahallelere dağıtılıyordu.

Hacıbayram Camii'nin yanında yer alan Augustus Tapınağı konusunda Prof. Dr. Akurgal şunları yazıyor:

"Roma İmparatoru Augustus (M.Ö. 27-M.S. 14), ölümünden on altı ay önce Vesta Rahibelerine dört belge teslim eder. Bunlardan biri vasiyetnamesidir; ikincisi cenaze töreni hakkındaki buyruklarını, üçüncüsü imparatorluğun parasal ve askeri durumu ile ilgili kayıtlarını kapsamakta, dördüncüsü ise yaşadığı sürece yaptığı işleri (icraatı) anlatmakta idi. "Bunlardan ancak sonuncusu, 'index rerum gestarum', Ankara Augustus Tapınağı'nın duvarlarında iki dilde, Latince ve Helence yazılmış olarak günümüze değin gelmiştir. Buna karşılık madenden iki levha üzerine yazılı olup Roma'da imparatorun mezarının önünde yer alan orijinal metin ise tamamen yok olmuştur. "Güzel bir rastlantı sonucu 'Res Gestae Divi Augusti' (yani tanrılaşmış Augustus'un yaptığı işler) adını taşıyan bu kitabenin günümüze değin bilinen diğer iki kopyasına ait parçalar yine Anadolu'da ele geçirilmiştir. Şimdi Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde saklanmakta olan bu parçalar Ankara Tapınağı'nın bazı eksik bölümlerinin tamamlanmasında yardımcı olmuşlardır...

"Augustus'un uğraşılarını anlatan Latince metin, tapınağın Pronaos (ön oda) adı verilen iki yan duvarının iç yüzeylerinde yer almaktadır. Yazıt Hacıbayram Camii'ne yakın olan duvarın üstünde halen okunaklı iri harfler halinde 'Re-rum gestarum divi Augusti' (yani tanrılaşmış Augustus'un icraatı) sözcükleri ile başlar ve duvarın büyük bir bölümünü kaplar. Latince yazıtın arkası, onun karşısında kalan duvarın iç yüzünde devam eder. Latince metnin Helence çevirisi ise bu duvarın, yani batı-doğu doğrultusundaki tapınak duvarının dış yüzündedir. 0 tarihlerde Ankara'da konuşulan dil Helence olduğu için yazıtın Helenceye çevrilmesi gerekiyordu...

"Eski tarih boyunca Ankara'nın akropolisi (tepe kenti) Hacıbayram Camii'nin bulunduğu yerde idi. Roma döneminde Ankara kenti, Roma ve Augustus Tapınağı'nın bulunduğu bu kutsal tepenin etrafını çeviriyordu. Çankırı Caddesi üzerindeki Roma Hamamı, Kale dibindeki Roma Tiyatrosu ve Hisar'daki Kale'nin kendisi Roma kenti sınırlan içindeydi. Kentin kuzey ucu Radyoevi'ne doğru uzanıyordu. Roma dönemi sikkelerindeki tasvirlerden ve yazıtlardan anlaşıldığına göre Ankara'da Romalılardan önce Tanrı kadın Kybele'ye (bereket tanrıçasına) ve Ay Tanrısı Men'e tapılıyordu. Kybele, Çatalhöyük'te gördüğümüz üzere, daha neolitik çağda, yani M.Ö. 7. ve 6. binlerde Anadolu halklarının başlıca Tanrısı olduğu gibi, Frigler'in de en önemli Tanrısı idi. Men de bir Anadolulu Tanrı olup büyük olasılıkla Luvi kökenlidir. Ona özellikle Frigya ile Lydia bölgelerindeki yerli halklar tapınıyordu. Helenler'in Ay Tanrısı dişi olup adı Selene idi. Bununla beraber aynı bölgelerde yaşayan Helenler de Men'e tapıyorlardı. "Augustus Tapınağı'nda cephenin ve giriş yerinin Helen kutsal yapılarındaki gibi doğuya değil de, batıya dönük oluşu da burasının eski Anadolu geleneğine, yani Helenler'den önceki dönemlere ait bir tapınma yeri olduğuna işaret etmektedir...

"Bizans çağında Augustus ve Roma Tapınağı'nı kiliseye dönüştüren Hıristiyanlar, cella'nın (ortadaki büyük odanın) güney duvarında üç pencere açmışlar ve cella ile opisthodomos'un (arka odanın) arasındaki duyan yıkarak orayı bir Krypta haline sokmuşlardır." (Ankara Dergisi, s. 1. 1990)

Türkler, Augustus ve Roma Tapınağına hiç dokunmadılar; ona saygı ve hoşgörü göstererek Hacıbayram Camii'ni kilisenin hemen yanı başında inşa ettiler. Kentin onarılıp güzelleştirildiği dönem olmuştur Roma dönemi. Hatta çılgın imparator Neron, Ankara'yı Metropol yani Başkent ilan etmişti. Bu döneme ait yazıt ve sikkelerde Ankara'nın başkent olduğu açıkça yazılıdır. Bir başka Roma İmparatoru Caracalla da, kenti çevreleyen surları onarmıştı.

Ankara Kalesi'nin eteklerinde bir bedesten ve iki hanın onarılıp müzeye dönüştürülmesiyle kazanılan çok değerli bir yapıda, taş devrine ait bulgulardan, anılan Roma dönemi kalıntılarına kadar pek çok eser sergilenmektedir. Müze şimdilerde Anadolu Medeniyetleri Müzesi olarak adlandırılıyor.

Çankaya Köşkü

ÇANKAYA, Başkent Ankara'nın İlçesi ve seçkin bir semti olmanın ötesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin en yüce makamı Cumhurbaşkanlığı yerleşkesini sınırları içinde bulundurması nedeniyle Cumhurbaşkanlığı'nı da simgeleyen bir yer durumundadır.

Türk siyasal tarihinde önemli bir yeri bulunan Çankaya Cumhurbaşkanlığı yerleşkesi, Ankara'nın güneyindedir ve toplam 438 dönüm alan üzerinde kuruludur.Çankaya yerleşkesi içinde Müze Köşk, Çankaya Köşkü (Pembe Köşk), Camlı Köşk, Yeni Hizmet Binası, Yeni Genel Sekreterlik ve Devlet Denetleme Kurulu Binası, Başyaverlik Binası, İdari ve Mali İşler ve Koruma Müdürlüğü binaları, Basın Toplantı Salonu, Resepsiyon Salonları, İtfaiye Binası, Sosyal Tesisler, Garaj, Sera, Halı Saha ve Tenis Kortu ile lojmanlar bulunmaktadır.

Pembe Köşk

İki kez genişletme ve yenileme çalışmaları yapılmasına karşın Müze Köşk'ün, giderek artan gereksinimleri karşılamakta yetersiz kalması üzerine 1930 yılında yeni bir bina yaptırılmasına karar verilmiştir. Atatürk'ün isteği ile, yeni köşkün yapımı Avusturyalı ünlü mimar Prof. Dr. Clemens Holzmeister'e verilmiştir. Holzmeister'in, 20 Mayıs 1930'da görevi üstlenmesinden beş gün sonra ilk tasarımı hazırladığı, iki gün sonra Atatürk'ün istediği düzeltmeleri de yaparak proje taslağını teslim ettiği, 27 Temmuz'da ise kesin plan ve maketi Yalova'da Atatürk'e sunduğu bilinmektedir.

Kasım 1930 ayında yapım yerinin kararlaştırılmasının ardından Atatürk, yapımla ilgili kararları tamamen Holzmeister'e bırakmıştır. Avusturyalı mimar yapı malzemelerinin tümünü Avusturya'dan getirtmiştir. Köşk'ün iç mekânlarının bir bölümü de Viyana'da Güzel Sanatlar Akademisi'nde tasarlanmıştır. Holzmeister, yapımına 1931 yılı başında başladığı Çankaya Köşkü'nü, 1,5 yıl gibi kısa bir sürede tamamlayarak 1932 Haziranı'nda teslim etmiştir.

Bodrum katının üzerine iki kat olarak yapılan Köşk'ün giriş katı çalışma ve konukların kabul edildiği alan, üst kat ise ikametgah olarak düzenlenmiştir.

Geleneksel Türk ev stili ile Batı'nın yaşam rahatlığının birleşimini yansıtan Çankaya Köşkü, 1932 yılından ölümüne kadar Atatürk'ün ikametgahı ve çalışma alanı olmasının yanı sıra, istek ve uyarıları dikkate alınarak tasarlandığı için O'nun zevkini ve öngördüğü yaşam tarzını göstermesi yönünden de değer ve önem taşımaktadır.

Çankaya Köşkü, Atatürk'ten sonra Cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen sırasıyla,İsmet İnönü, Celal Bayar, Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk, Kenan Evren, Turgut Özal ve Süleyman Demirel'e hem konut hem çalışma binası olarak hizmet vermiştir. Köşk, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'den başlayarak, yeni hizmet binasının tamamlanmasıyla, yalnızca ikametgâh olarak kullanılmıştır.

Yıllar içinde gereksinimlerden kaynaklanan kimi değişikliklerin yapıldığı Çankaya Köşkü, 2000-2001 yıllarında restore edilerek 1932 yılındaki aslına uygun duruma getirilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin canlı tanığı olan, verdiği güven duygusu tüm ülkeye yayılan Çankaya Köşkü, halkımızın Yüce Atatürk ile başlayan süreçte her zaman sevgiyle yaklaştığı ve saygı gösterdiği, Cumhuriyet'in varlığı ile özdeşleşmiş bir simge durumundadır.

Camlı Köşk

Çankaya yerleşkesi içinde Atatürk'ün anısını yaşatan üçüncü bina olan Camlı Köşk, 1935 yılında Atatürk tarafından kızkardeşi Makbule Atadan'ın ikameti için yaptırılmıştır.Mimar Seyfi Arkan'ın imzasını taşıyan Köşk'ün, mimari kayıtlarda dönemin lüks villa örneklerinden olduğu belirtilmektedir. 1936 yılında tamamlanan ve tek katlı bir yapı olan Camlı Köşk 1951-1954 yılları arasında Türkiye'yi ziyaret eden yabancı devlet başkanlarına ikametgâh olarak ayrılmış, 1954-1970 yılları arasında Başbakanlık ve Senato Başkanlığı ikametgâhı olarak kullanılmıştır. Çeşitli dönemlerde yapılan onarımlarla oldukça değiştirilen Camlı Köşk, 1994 yılında restorasyona alınarak 300 metrekarelik yatak ünitesi eklenmiş ve 1996 yılı başında yeniden yabancı devlet başkanlarını konuk etmek üzere kullanılmaya başlanmıştır.

Müze Köşk

Mustafa Kemal, Ulusal Kurtuluş Savaşı çalışmalarını yürütmek için Ankara'ya geldiği 27 Aralık 1919 gününde, önce bugün Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü olarak kullanılan Ziraat Okulu'nda kalmış, okulun savaş karargâhına dönüştürülmesinin ardından, ilk Meclis Başkanı seçildiği 23 Nisan 1920'de istasyondaki istasyon şefi konutu olan ve "Direksiyon Binası" olarak anılan taş binaya geçerek burayı hem konut hem çalışma yeri olarak kullanmıştır. Ancak, bu binanın çalışma ve dinlenme yönünden uygun olmaması nedeniyle ve Ruşen Eşref'in önerisiyle Ankara'nın yazlık bağlar bölgesi olan Çankaya'da bir yer aranmıştır. 1921 yılında Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi'nin önderliğinde satın alınan "Kasapoğlu Köşkü" olarak bilinen bugünkü "Müze Köşk", Ankaralılar tarafından Yüce Öndere armağan edilmiştir.

Yerel mimariye sahip, iki katlı özel bir yapı olan Müze Köşk, Atatürk tarafından, 1932 yılına kadar, hem ikametgâh, hem de çalışma amaçlı olarak kullanılmıştır.

1924 ve 1926 yıllarında iki kez onarımdan geçirilen Köşk, 1986 yılında restore edilmiş ve müze olarak ziyarete açılmıştır.

1921'de küçük bir onarımın ardından Atatürk'ün taşındığı bağevinin alt katının girişindeki taşlığın iki yanında birisi daha küçük iki oda ile taşlığın ortasında üç çanaklı, fıskiyeli, sekizgen mermer bir havuz; alt katın aynı olan üst katın holünde ise, havuzun yukarıdan izlenebileceği büyüklükte ahşap korkuluklu sekizgen bir açıklık bulunmaktaydı.

Köşk'ün alt katında bulunan ve sonradan kaldırılan fıskiyeli havuzun kurnasına eski harflerle kazınmış 1876 tarihinin binanın yapım yılı olduğu sanılmaktadır.

1924 yılında Mimar Vedat (Tek) tarafından gerçekleştirilen onarımda, binanın güneyine; alt katı, doğu ucundaki servis bölümüyle yemek salonu ve güney-batı köşesinde yarım sekizgen, radyo ve sigara salonu olarak kullanılan kule eklenmiştir. Bu onarımda taşlıktaki mermer havuz kaldırılmış, eklentinin üst katı kütüphane ile bağlantılandırılıp yatak odası olarak düzenlenmiştir. Üst kat hol, ortasındaki taşlığa bakan açıklık kapatılarak, bir bölme ile ayrı bir oda durumuna getirilmiştir.

Yine aynı onarımlar sırasında, ana binaya merdiven boşluğundan geçiş sağlanan çamaşırhane, mutfak ve kilerden oluşan tek katlı bir eklenti daha yapılmıştır.

1926'da yapılan onarımda ise, binaya kalorifer tesisatı ile 1924'te yapılan mutfak bölümünün üzerine yatak odalarından oluşan bir kat eklenmiştir.

Atatürk'ün yaşamı boyunca en uzun süreli ikametgahı olan Müze Köşk, yalın ve alçakgönüllü bir yaşam alanı olmasına karşın, Kurtuluş Savaşı'nın askerî ve siyasal önderi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün; Cumhuriyet'in kurulması dahil tüm devrimlerini planladığı, yerli ve yabancı pek çok konuğunu ağırladığı, Büyük Nutku kaleme aldığı, yaşamının 11 yılına tanıklık eden bir yer olarak ziyaretçilerinde, görkemli sarayların başaramayacağı büyüleyici bir etki yaratmaktadır.

Müze olarak kullanılmaya başlandığı 1986 yılından sonra kimi küçük onarımların yapıldığı Köşk'te, yüz yıla yaklaşan yaşının ve ziyaretlerin yarattığı yıpranmalar büyük bir onarımı zorunlu kılmıştır. Müze Köşk'ün 1924 ve 1926 yıllarındaki ekleri de dahil olmak üzere 1938 yılındaki durumuna dönüştürülmesi, yıpranan mobilyalar ve eşyaların aslına uygun biçimde onarımı, eşyaların ve belgelerin daha sağlıklı korunmasını sağlayacak teknik donanımın gerçekleştirilmesi amacıyla uygulamaya konulan restorasyon tasarısı çalışmaları, konunun uzmanlarının da katkılarıyla belli bir program çerçevesinde yürütülmektedir.

Atatürk Müze Köşkü Ziyaret Gün ve Saatleri

Müze:

Pazartesi hariç hafta içi günler önceden randevu alınarak,
Hafta sonu - Cumartesi, Pazar Saat :13:00- 17:00 arası ziyaret edilebilir

İletişim Bilgileri:

Telefon : 470 24 85 - 470 16 05

Fax : 468 51 44